40 (Kırk) Yaşındasın Şiiri Sözleri - Dursun Ali Erzincanlı

4.834 Okunma Dursun Ali Erzincanlı 19 Yorum

40 (Kırk) Yaşındasın Şiiri Sözleri - Dursun Ali ErzincanlıKırk Yaşındasın

Rahmetini umarak

Günahkar bir dille;

Allah Azze ve Celle

Ya Rasulallah,

Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,

Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte

Bir yaşındasın,

Beni Sa’d yurdundasın

Sana süt anne olmadı kadınlar

Bu yüzden dargın bulutlar

Bir damla yağmur indirmiyor

Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa’d yurdunda

Minicik bir bulut var gökyüzünde

Sana aşık…

Ayrılmıyor başucundan

Ve insanlar yağmur duasında…

Hz.Halime kucağına alıyor seni

Yeryüzünde bir gölgelik…Seni güneşten korumak için

Oysa minicik bulut gökyüzünde

Sana meftun, sana kilitli…

Ve dua eden rahibin kucağındasın

Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip

Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da

Ama sen unutmuyorsun

Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun

O minicik bulut ilişiyor bakışlarına

Büyüyor, büyüyor…

Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan

Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini

Çoğusu bilmiyor seni…

Altı yaşındasın

Medine-i Münevvere yolundasın

Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen

Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında

Sonra yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni

Mekke’ye annesiz giriyorsun

Abdulmuttalip bir başka seviyor seni

Ebu Talip bir başka seviyor

Ya Rasulallah

Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında

Onlar anne deyince sen yere mi bakardın

Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya

Kaç gece anne diye hıçkırdın

Efendim!

Senin yerine de anne dedik annemize

Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın

Ve bambaşkasın

Kimse sana denk değil

Şefkat yayıyor kokun

Güven veriyor sesin

Sen Muhammed-ül Emin’ sin

Otuz üç yaşındasın

Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın

Hadi gel bekletme yar

İniltiler çalıyor kapısını göklerin

Hadi gel bekletme yar

Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin…

Hadi gel ey Yâr!

Nurdağına davet var

İşte

Kırk yaşındasın

Hira Nur dağındasın

Cibril iniyor göklerden

Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor

Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ” Ah! ” sın

Karanlık gecelerimize sabahsın

Sen Nebiyullahsın

Sen Habibullahsın

Sen Rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım

Niye işkence yaptılarki sana

Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar

Himayesiz kaldın diye mi

Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne

” Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ” diyişin

Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza

Başına pislikler saçılıyor

Başlar feda o mübarek başına

Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar

Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru

Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla

” Bu koşan kimdir ” diye bir soru dolaşıyor boşlukta

Bu koşan kim?

Ve cevap veriyor biri:

Muhammed’ in kızı Fatımatüz-Zehra

Velilerin anası…

Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın

Sana yeryüzünde en çok benzeyen

Gülmesi sen, ağlaması sen

” Ağlama kızım ” diyişin geliyor aklımıza

Niye çıkardılar ki yurdundan seni

Himayesiz kaldın diye mi

Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni

Seni yetim bulup barındıranı

Seni alemlere rahmet kılanı

Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun

Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun

“Seni bizim elimizden kim kurtaracak” diyorlardı

Sen,

Sen ” Allah! ” diyordun

Allah Azze ve Celle

Semayı haşyet kaplıyordu

Sen ” Allah! ” diyordun

Arş-ı Âla titriyordu

Bedir’ de ” Allah! ” diyordun

Üç bin melek iniyordu alaca atlarda

Yüz yirmi beş bin sahabi :

” Anam babam sana feda olsun ” diyordu

Ya Rasulallah

Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun

Neccar Oğulları’nın küçük kızları seni görünce

Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi

” Beni seviyor musunuz ” diye sormuştun onlara

” Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ” demişlerdi

Sen de:

” Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum” demiştin

Bu gün yaşayan gençler var

Neccar Oğulları’nın kızları diğil belki

Ama seni onlar da çok seviyor

Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar

Senden başka kimseleri yok

Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın

Refik-i Âla duasındasın

Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu

Kenarları beyazdı

Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın

Ve mübarek ellerini dizine vurarak :

” Görüyor musunuz ne kadar güzel ” demiştin

Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti :

” Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver “

Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile

İstendiğinde katiyyen ” hayır ” demediğini bile bile

” Peki ” dedin o zata

Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin

Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı

Aynı cübbeden yine yine diktiler

Ama giyinmek nasip olmadı

Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre’ nin diliyle :

” Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler “

Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini

” Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim”

Sultanım!

Ey Medine minberinde ” ümmeti, ümmeti ” diye hüznü giyen sevgili

Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ” Allah! ” diyen sevgili

Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey’ at ettik

Rabbinden bize ne getirdi isen amenna

Duyduk, itaat ettik

Ya Rasulallah

Sen hâlâ kırk yaşındasın

Ve hâlâ ümmetinin başındasın…

Dursun Ali Erzincanlı

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'ta Paylaş